Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun yazmış olduğu Yaban kitabı Türk Edebiyatının en değerli ve en önemli kitapları arasında gösterilmektedir. Nitekim kitabı kaç kere okursanız okuyun her okuduğunuzda farklı bir detayı görüyor ve farklı bir anlamı görüyorsunuz. Daha önce 2025 yılının Şubat ayında okuduğum kitabı tekrar okudum.
Birinci Dünya Savaşında Çanakkale Cephesinde sağ kolunu kaybeden subay Ahmet Celal ordudan terhis edildikten sonra İstanbul’a geri döner. Geri döndüğü İstanbul kendisinin yaşayabileceği bir yer değildir artık. İşgal kuvvetleri tarafından işgal edilmiş her sokak başında halkı taciz eden askerlerin arasında ruhunun daraldığını ve nefes alamadığını görür. Böyle bir zamanda imdadına savaşta emir eri olan Mehmet Ali ” Burada ne yapacaksın beyim gel seni bizim köye götüreyim ” diyerek yetişir. Bu teklif neticesinde emir eri Mehmet Ali ile birlikte tez elden köye doğru yola çıkarlar.
Köye adım attığı andan itibaren buradaki insanlar ile arasında çok büyük farkların olduğunu anlamaya başlar. Köylüler kendisine bir yabancıymış gibi bakmakta ve yaklaşmaktadırlar. Ahmet Celal’i o kadar garipserler ki dışarıda gördüklerinde yollarını değiştirir gözlerini farklı bir noktaya dikerler. Daha önce bu şekilde giyinen, dişlerini fırçalayan ve kitap okuyan birini görmemişlerdir. Çünkü kitap okumak onlara şeytanın icadı olarak görünmektedir. Ahmet Celal geldiğine pişman olmak ile burada yaşamak arasında ki düşünceler içerisinde debelenmektedir. Tam da bu sırada tesadüf eseri komşu köyde denk geldiği Emine, Ahmet Celal’in köyde kalmasını sağlamaktadır.
Ahmet Celal’in daha önce bu bölgelere gelmeyişi bu bölgelerde ki insanların hayatlarını tanımaması hayata dair büyük sorgulama içerisine girmesine sebep olmuştur. Kendisi İstanbul’da paşa çocuğu olarak büyümüş ve hayatını sürdürmüştür. Anadolu köylüsü sefalet, yoksulluk içerisinde yaşayıp kendilerini dış dünyaya kapatmışlardır. Köy ağası Salih Ağa ne derse o işlemektedir. Öyle ki üç ayda bir köylerine gelen Şeyh efendiyi Tanrı gibi görür onu görmek, onunla sohbet etmek, nasihatlerini dinlemek için her gelişinde birbirleri ile yarışmaktadırlar. İki yaşam arasında ki bu büyük fark Ahmet Celal’in Türkiye toplumunu net olarak görmesine ve yaşamasına neden olmuştur. Sıkı bir Kemalist olan Ahmet Celal Kurtuluş Savaşının kazanılacağına yürekten inanmaktadır. Fakat savaşın kazanılması ile mücadelenin daha yeni başlayacağını anlamakta ve en büyük savaşın yoksulluğa, sefalete ve cahilliğe karşı yürütülecek olacağını görmektedir. Kendisi köydeki insanları bilinçlendirmek için ne kadar uğraş verse de köyde adı Yaban’a çıkan Ahmet Celal belli bir noktadan sonra çabasını da yitirmiştir.
Batı cephesinde devam eden savaştan haberleri geç de olsa almaktadır. Yunan savaş uçaklarının attığı ters propaganda metinleri köy halkı tarafından büyük bir mutluluk ile karşılanıp Mustafa Kemal’in yenilmesini istemekte ve Yunan işgal kuvvetlerinin kendilerine barış ve özgürlük getireceğine inanmaktadırlar. Bu durumlar karşısında Ahmet Celal her ne kadar doğru olanları anlatmaya kalksa da köylünün inancı halifenin söylediğine ve işgal kuvvetleri geldiklerinde mahsullerini onlara satarak para kazanma inancı içerisindedirler.
Nitekim işgal kuvvetleri köye gelir ve tüm köy halkının mallarını ellerinden alır. Kendilerine de kurşunkalemle yazılmış rumca bir kağıt parçası verirler. Köy halkı mahsullerini sattıkları ve bunun karşılığında bilmedikleri bir dilde yazılan kağıt parçası aldıkları için son derece mutludurlar. Fakat o kağıtların bir işe yaramadığını ikinci işgal kuvvetleri geldiklerinde anlamışlardır. İkinci işgal kuvvetleri Sakarya Savaşında yenilip geri çekilen kolu oluşturmaktadır. Her girdikleri köyde yağma ve yıkım meydana getirmiş sıra bu köye gelmiştir. İstisnasız her evi yakarak köy halkına taciz eden ve durumu genç kadınlara kadar uzatan işgal kuvveti askerleri, köylülere inandıkları değerlerin gerçek bir tokadı gibi çarpmıştır.
Kitap yazıldığı ve yayınlandığı yıllarda Anadolu Halkını küçümseme ve hor görme sebebi ile şiddetli eleştirilere uğramıştır belli bir kesim tarafından. Fakat bu eleştirilere cevabı Yakup Kadri Karaosmanoğlu kitabın ön sözünde cevap vermektedir. Aynı zamanda kitap içerisinde Anadolu Köylüsünün sefalet, yokluk ve cahil kalmasının en büyük sebebini kendilerinde bulan Ahmet Celal dönemin entelektüellerinin bu halkı cahil bıraktığını söylemektedir. Bu zamana kadar bu yörelere bu insanlara ulaşamamak onları böyle bir hayat yaşamaya mahkum etmek kendileri dönemin entelektüelleri diyen kişilerin kör kalması ile meydana gelmiştir. Nitekim kitapta yazılan olaylar bir çok farklı kitapta yazan dönemin Anadolu Köylüsünü anlatmaktadır.
Türk Edebiyatına adını altın harfler ile yazdıran bu kitap daha uzun yıllar boyunca önemini ve değerini yaşayacaktır. Kitap içerisinde okunan belli başlı satırlar günümüzün bazı hayatlarını da gözler önüne sermektedir. Aralarında ki benzerlikler okurun yüzünde küçük tebessümler oluşmasına sebep olmaktadır.
Keyifli ve bol okumalar dilerim.
