Sahibi olmadığımız yazlığın balkonu meskenimdir benim. Hali hazırda aile bireyleri içerisinde tek sigara kullanan ben olduğum için. Bir nevi de müdavimiyim aslında 4 metreye 1metre olan balkonun.
Mesai sabahın ilk ışıkları ile başlar kah günün gece olmasına yakın kah gecenin sabah olmasına yakın biter.
Güneşin ışıkları ile sol altta bulunan yufkacı komşumuz mesaisine çoktan başlamıştır. Hamurlar makinede karıştırılıp sular ilave ediliyordur. Yaz aylarında meslek öğrenmesi için yanlarına verilen çırak dükkanın içerisinden başlamıştır süpürge yapmaya. Ne zaman ki dükkan kapısının önüne gelecek sıra mahallenin arsız köpeklerine merhaba deyip taslarına sularını koyacaktır.
Sağ uzak köşede ki pilavı abla henüz dükkanı açmamıştır. Ne de olsa günün bu saatinde pilav yemek isteyen kişilerin kuyruk olmayacağını biliyordur.
Tam sağ çaprazımızda bir esnaf abi var ki, mahallenin en işlek esnafı olabilir. Sabahın erken saatlerinde açtığı dükkanı müşteri akınına uğruyor desek yanılmayız. Hatta bazı zamanlarda, müşterileri karşısında kapalı bir kapı gördüğü için telefonlarına sarılıp hemen arıyor. Bu abimizin yaptığı iş ikinci el dükkanı. Buzdolabından çamaşır makinesine, koltuktan mutfak masasına kadar her şeyi bulabiliyorsunuz. Böyle olunca da, yaz sezonunu geçirmek için gelen emekli amcalarımız ve teyzelerimiz kah kendi evlerine kah sezon boyu kiraladıkları evlerine eksik parçalarını bu esnaf abimizden gideriyor.
Saatler günün ilerleyen zamanlarına geldikçe sokağımızda ellerinde şişme deniz simitleri ve şişme deniz yatakları olan çocuklu aileler görünür. Bir yandan bunaltıcı sıcağı gidermek için denize girme düşüncesi mutluluklarını arttırsa da ellerinde taşıdığı yükler isyan noktasına getirebilir kendilerini. Ardından hanımı ile birlikte sahile giden amcamız gelir. Hanımının elinde bir çanta içerisinde mutlaka soğuk su ve kuruyemişler olan, amcamızın elinde sadece kendi sandalyesi, ne de olsa ataerkil toplumuz. Nerede görülmüş evin beyinin bir şey taşıdığı.
Genç sevgililer gelir karşımızı. Belki yaz aşkı olup burada tanışmışlar belki uzun süredir sevgili olup da kaçamak yapmak istemişler. Çevrelerinde kim var kim yok aldırış etmeden gençliklerinin verdiği özgüven ve heyecan ile sarılıyorlar birbirlerine ve dudaklarına bir öpücüğü korkmadan konduruyorlar. Baktıkça gençliğimiz gelir aklımıza, toplum olarak garipsemiş olan kimseler olsa da gençliklerini yaşadıkları için içimizden bir bravo deriz saklı olarak.
Zaman akşam vaktini bulmaya güneşin parlaklığını azaltmaya başlamıştır. Yufkacımız küçük aile bireyleri ile kendi yaptıkları mantıklarını yer iken sokakta da evlerine giden insanların tatlı telaşları gözümüze çarpar. Evleri olan insanlar deniz keyfini bitirip karınlarını doyurmak için karınca misali evlerine yollanırken günübirlikçiler ise hala yerlerinden kalkmamış ve buldukları en ucuz yerde karınlarını doyurma telaşına düşmüşlerdir. Bu vesile ile bana da içeriden seslenirler ve yaşamak için yapmak mecburiyetinde olduğum önümde ki tabağa koyulan besini yemek için içeri geçerim.
Sessizlik hakim olur. İnsandan insana değişen zaman kavramı ile. Kimine bir saat kimine göre on dakika olan sessizlik. Fakat hayat devam ediyordur en hızlısından. Evlerinde bir an olsun sükuneti tercih eden insanların dışında. Evlerde yemekler yenilir kahveler içilir dışarı çıkma planları yapılır. Yürüyüş mü yapılacak yoksa bir yer bulunup da kuytu köşelerdeki sandalyeler mi atılacak karar verilir. Eş dost çıkmışsa ve teklif edilmiş ise ne ala plan için kafa patlamaya gerek yok. Kimseden ses çıkmamışsa o zaman karışık olur planlar. Kim çıkacak kim eve kalacak, yürüyüş mü yapılacak yoksa taş üzerinde mi oturulacak, yoksa bir çaya bilmem kaç lira verilip insanların doluştuğu çay kahvesine mi gidilecek ? Karmaşık olarak görünse de bu soruların cevapları da çok hızlı bir şekilde verilir ve evde bulunmama isteği herkesi dışarı çıkmaya zorlar.
Dönelim bizim küçük balkonumuza.
Tatlı telaşların içerisinde ellerinde sandalyeleri, hanımlarının elinde çantaları deniz kenarına gitmek için birbirleri ile yarışan emekli maraton koşucularını görürüz. Acele ederler bir akşam önce mutlu mesut oturdukları yerlerini başka birilerinin kapmaması için.
İlerleyen saatlerde yakınlarda bulunan barların gazinoların yüksek müzik sesleri sizleri balkonunuzda konserdeymiş hissine sahip kılabilir. Elinizdeki çay ile kahve ile veyahut bir alkol ile kendinizi barda veya çay gazinosunda hissedebilirsiniz. Hele ki havada da hafif serinlik var ise tadından yenmez.
İşte bu saatten sonra gecenin kahramanları sokağın müdavimleri olarak karşımıza çıkar.
Gittikleri yerde alkolün etkisi ile bünyelerine giren cesareti dışa vurma isteği ile nara atarlar. Belki de içlerinde insanları rahatsız etmenin dayanılmaz mutluluğu vardır.
Motorsiklet ile geçip özellikle ne hikmetse bizim sokağımıza denk gelen egzozunu bağırtma durumu sıkça karşılaştığımız bir an. Ayağa kalkıp da egzozuna ve kendisine ettiğim küfürler bir nasihat halini alıyor.
Gittikleri mekandan çıkıp kiraladıkları evlerine yollanan genç çiftlerimiz evlerine kadar sabır edememiş olmalı ki sokağımız tenha köşesinde dudaklarının tatlarına bakmak istemişler. Her şey gençlikte güzeldir diye yorumlayarak içimizden bir alkış yapıyoruz.
E burası Türkiye her şey güzel olacak diye bir durum yok. Genç çiftlerimizin arkasından, karısı veya sevgilisi olduğunu tahmin ettiğimiz kadına sözel ve fiziksel şiddet uygulayan abimiz giriyor kadrana. Hey höyt diyoruz ama kimin umurunda. Arkalarından bakarken kötü bir son olmaması için temenni etmekten başka bir şey gelmiyor elimizden.
Kapıları kapatıyoruz. Uyumaya geçiyoruz.
Ama olur mu. Sokak izin vermez.
Ağzı ile içmesini bilmediği içeceğin verdiği etki ile kendisi adına büyük bir maharet sandığı geğirme faaliyetini tüm sokağa duyurmak isteyen bir kişi çıkıyor karşımıza. Yanında bulunan kadın ve erkek kişileri de bu durumdan gayet keyifli olsa gerek, geğirme eylemine gülerek karşılık veriyor. Maymunlardan mı geldik bilmiyorum ama bu gibi inşaların maymunlar ile aynı yerde bulunması gerektiğini düşündüğüm bir gün kapaması oldu benim için.
Günümüzün sonuna geldik. Herkes uykuya. Fakat, kapılara bir kap su koymayı unutmayalım.
